Martı

 

Martı                                                                                                                         09/12/2020

Buraya ne zaman, nasıl geldiğine dair hiçbir fikri yoktu, uzun zamandır rüyalarında gördüğü bu kapının önündeydi gördüğü rüyalar mı gerçekti yaşadığı hayat mı rüyaydı farkına varmakta zorluk çekiyordu son günlerde, şoförlüğünü yaptığı taksi onu buraya getirmiş bırakmıştı sanki.

İki yana açılmış çift kanatlı çivit mavisi kapının önünde durmuş restaurantın pencerelerine duvarlarına bakıyor bu kapıdan daha önce defalarca geçtiği duygusuna kapılıyordu. Restaurantın önünde kaldırıma bir sıra halinde atılmış iki kişilik dört masa, masalarda beyaz örtü üzerlerinde çivit mavisi vazolar, vazolarda papatyalar vardı.  Sol kapı kanadını hemen önünde yemek menüsünün bulunduğu uzun ayaklı bir sehpa bulunuyordu. Bu restauranta ait her detayı anlam veremediği bir şeklide biliyordu.

Kapıdan içeri girdiğinde üç sıra halinde dizilmiş dörder kişilik on iki masanın bulunduğu yüksek tavanlı geniş salonun tavanından aşağıya sarkan gemi dümeninden bozma avize gözüne çarpan ilk detaydı. İçeriye giren gün ışığı salonun dört bir yanını aydınlatıyordu, salonda bulunan masaların hemen hemen hepsi dolu olmasına rağmen sanki hiç kimseyi görmüyor bulanık anılarda dolaşıyordu.

Manisa'dan İstanbul'a geldiğinden buyana nerdeyse beş yıl olmuştu  taksi şoförlüğü yapıyor tek oda evinden taksisine, taksiden evine bir kısır döngünün içinde yaşıyor, ömrünü yollarda geçiriyor evine gitmek istemediği zamanlarda, bedenin izin verdiği kadar, gece gündüz hiç durmaksızın çalışıyordu. Aslında gitmek istemediği yer evi değildi, kendisi ile baş başa kalmaktan korkuyor ne zaman uyusa gördüğü hep o aynı rüyadan kurtulmak istiyordu.

Rüyası hep bu restaurantın önünde başlıyordu, bugün yaptığı gibi restaurantın salonundan içeri giriyor etrafı izliyor tam bir ışığın ardından yürümeye başladığında birden her yer karanlığa bürünüyor o karanlığın içinde hapsolmuş kurtulmaya çalışırken çığlık çığlığa uyanıyordu.

Şimdi buradaydı uzun yıllar önce kaybettiği en değerli eşyasını bulmuş gibi bir his ile salonun dört bir köşesine karanlık her an gelecek korkusu ile telaşla bakınıyordu.

Buyurun beyefendi diye seslenen kırk yaşlarındaki orta boylu, temiz bir yüze ve sakin bir ses tonuna sahip garsonun üçüncü tekrarında kendine gelebildi,  bir uyuşukluk hali tüm bedenini kaplamış gibiydi.  Şimdi içerideki kalabalığın bir birine karışan seslerini belli belirsiz duyabiliyor, salonu kaplayan yemek kokularını alabiliyordu. Hiç bir şey söylemeden öylece etrafına bakınmaya devam etti,  buyurun şu masamız boş diyen garsonu takip etmekten başka bir şey yapamadı, işlek caddeyi gören masaya oturdu, teşekkürler dedi belli belirsiz bir ses tonuyla.

Size nasıl yardımcı olabilirim diyen garson menüyü uzattı, menüyü hiç eline almadan Martı dedi Martı istiyorum sadece martı. Martı mı dedi garson. Evet lütfen dedi acıklı bir ses tonuyla.  Garson bu garip isteğe anlam veremedi ve hiç bir şey söylemeden arkasını döndü gitti.

Garson mutfağa vardığında ustabaşı her zamanki gibi hünerlerini sergilemeye çalışan bir şovmen  edasıyla harlı ateşte alevler saçan tavayı bir ileri bir geri hareket ettirerek hazırladığı sosu karıştırıyordu.

Gülen bir ses tonuyla,  Salih usta dışarıda garip bir adam martı istiyor demesiyle birlikte usta elindeki tavanın hakimiyetini kaybederek yere düşürdü, tavadan dökülen sos beyaz seramik zemini kırmızıya boyadı. Salih usta bir müddet hareketsiz vaziyette öylece bekledi. Mutfaktaki hiç kimse ne olduğunu anlamadı. Bu güne kadar mutfakta böyle bir olay yaşanmamıştı.

Salih usta yavaş adımlarla salona doğru ilerlerken martı mı istedi diye tekrarladı. Hangi masa diye sordu garsona bakmadan. On bir numaralı masa caddeye bakıyor sırtı bize dönük şu adam diye gösterdi bir baş hareketiyle.   

Demek burada diye mırıldanan Salih ustanın gözlerinden yaşlar süzüldü yanaklarına, hemen yanı başında duran garson usta iyi misin diye kolunu tuttu. Dışarı çıkalım bir sigara ver bana dedi. Arka taraftaki küçük bahçeye çıktılar. Garson yelek cebinden sigara paketini çıkarırken tekrar sordu usta iyi misin diye.  Salih sigarayı aldı yaktı ve zar zor bir sandalyeye oturabildi. Bir gün geleceğini biliyordum ama bu kadar çabuk olacağını hem de bugün geleceğini  tahmin etmiyordum dedi ve sigarasından derin bir nefes daha çekti.

Usta kim bu adam neler oluyor anlatsana dedi garson meraklı gözlerle bakarak. Ömer dedi benim çocukluk arkadaşım birlikte aynı mahallede büyüdük, aynı okullarda okuduk, ayrı bir günümüz geçmezdi, aynı üniversiteyi kazanıp İstanbul'a geldik, aynı evde yaşadık aynı kızı sevdik Deniz'i.  

Ben cesaret edemedim o söyledi, Deniz'inde gönlü zaten ondaymış bende sevgimi içime gömdüm ikisine iyi arkadaş oldum. Deniz'de Ömer'de beni sırdaş bildi ikisi de sevinçlerini üzüntülerini ilk benimle paylaştılar, kavga ettiklerinde sevgilerine sahip çıkmaları için ben nasihatler verdim. 

Okul bitti evlendiler ama biz hep görüşmeye devam ettik ben burada çalışmaya başladım hep en sevdiğim şey yemek yapmak olmuştur,  öğrenci evinde de yemekleri hep ben yapardım. Ömer bir şirkette çalışmaya başladı müdür yardımcılığına kadar yükseldi . Ege isminde ışıl ışıl dünya tatlısı bir kız çocukları oldu. Sık sık buraya gelirlerdi özel günleri hep birlikte burada kutlardık.  Yine bir evlilik yıl dönümünde burada buluşmak için program yaptık.

Ömer iş çıkışı geldi, onun iş yeri zaten buraya çok yakındı, yine bugün oturduğu o masaya oturdu. Ben mutfakta çalışıyor ara ara yanına gidiyor halini hatırını soruyordum. Salih dedi içimde bir sıkıntı var Denizin telefonuna ulaşamıyorum.  Bende teselli veriyorum,  gelirler biraz sonra sakin ol diye. Saatler geçti Deniz gelmedi ulaşamıyoruz da ikimizin de içinde bir sıkıntı aramadığımız yer kalmadı. Saatler sonra bir telefon geldi, buraya gelirken bindikleri taksiye freni patlamış İETT otobüsü arkadan çarpmış Deniz'de Ege'de oracıkta can vermişler.

Ömer bir daha kendine gelemedi, kendini ve kimseyi bilmez vaziyetteydi Manisa ya akıl hastanesine yatırdılar. Bir kaç defa yanına gittim ama beni hiç tanımadı. O günlere dair Deniz'i Ege'yi hatırlatan ne varsa silip atmıştı.

Şimdi nasıl geldi Salih usta iyileşmiş o zaman dedi garson. Bilmiyorum şimdi gidip öğreneceğiz dedi gözyaşlarını silerken.  

Salih ağır adımlarla masaların arasından geçerek Ömer'in yanına geldi buyurun nasıl yardımcı olabilirim diye sordu. Ömer bir rüyanın içinde gibi öylece yola bakıyordu. Salih bir kaç defa tekrarladı nasıl yardımcı olabilirim diye. Ömer kafasını çevirip boş gözlerle Salih'e baktı. Martı istiyorum dedi sizde Martı bulunur mu.  Tanımamıştı.

Salih tabi beyefendi diyerek yanından ayrıldı. Gözyaşları yine yanaklarından süzülüyordu. Mutfağa gitti buzdolabından her yıl bu tarihte yaptığı özel yemeği için aldığı martı etini buzdolabından çıkardı ve hazırlamaya başladı. 

Garson, Salih'in yanına gelip sordu  neden martı usta dedi. Öğrenci evimizin üzerinde martılar uçardı bende onları yakalamak için tuzak kurar yakaladığım martıları da özel bir sosla hazırlar pişirir hep birlikte yerdik. Tabi onların bundan haberi olmazdı. Yıllarca tüm kutlama yemeklerinde aynı şekilde özel soslu Martı pişirmek benim geleneğim oldu.  Bugünde o özel günlerden biri o geldiğinde özel sosu hazırlıyordum. 

Salih her yıl yaptığı gibi özel yemeğini yine en güzel şekilde hazırladı ve servis için Ömer'in yanına masaya götürdü buyur Ömer diyerek tabağı masaya bıraktı ve Ömer'in yanına oturdu. Ömer hiç bir şey söylemeden sanki  kaybettiği bir şeyi arıyormuş gibi öylece  yola uzaklara bakıyordu.

Bir müddet sonra yemeği fark etti ve çatalıyla bir parça alarak ağzına götürdü. İlk anda aldığı tat yıllar önce kaybettiği her şeyi birden bulmasını sağladı irkilerek kendine geldi ve Salih'e doğru döndü gözlerinden yaşlar dökülüyor, hıçkırıkları boğazında düğümleniyordu.

Salih diye bildi zar zor, Salih artık martı pişirme,  martı pişirme,

Martıların kanadına binip gitmek istiyorum.  Özgür olmak onlara gitmek istiyorum dedi.

Arkasına bakmadan koşarak kendisini işlek caddeye attı, ilk arabayı geçti ikinci arabadan sonra arkadan gelen İETT otobüsünün altında kalarak can verdi. Yıllar önce bugün ailesinden ayıran otobüs onu ailesine kavuşturdu. 

Öylece uçup gitti martıların kanadında.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Islak çoraplar

Güneş