Güneş

 

Güneş                                                                                                                   28/12/2020 Pazartesi

Taş kaldırımlı dar sokaklarında büyük bir heyecanla oradan oraya koşturduğumuz çocukluğun bittiği gençliğin başladığı yıllardı, o zamanlar yaşadığımız bu yer bugünkü halinden çok uzaktı, köy sakinleri bir birlerine aile gibi bağlı, herkes imece usulü bir birinin işlerine yardımcıydı, köy halkı genel itibari ile mutlu insanlardı.

Muhtar Orhan amcanın kahvesi köyün erkeklerinin toplandığı keyifli sohbetlerin yapıldığı bir mekandı, orayı  ve tüm bu köyü önemli kılan başka biri daha yaşardı burada. Muhtar Orhan amcanın yönlendirmesiyle buraya yerleşmiş tüm köy  halkının saygı ile baktığı ağzından çıkan her sözün dikkatle dinlendiği bugünde buranın onunla anılmasını sağlayan kişiydi Can Yücel.

Can amca her gün kahvedeki masasına oturur şarabını açar, Orhan amca ve köylülerle çoğu zaman neşeli, bazen de köylülere roma döneminden kalma bir filozof edasıyla bir şeyler anlatırdı. Köy halkı da ağzından çıkacak kelimeleri merakla beklerdi.

Bizde o sohbetlerden payımızı almak için arkalardan konuşulanları dinlemeye çalışır bu önemli adamı pür dikkat takip ederdik.

Bizim evimiz Orhan amcanın kahvesinin biraz ilerisindeki  üçüncü evdi, taş kaldırımların dış duvarlarla birleştiği dar sokağa açılan demir kapıdan evin bahçesine girildiğinde bahçe içersinde zeytin ve badem ağaçları karşılardı bizi, beyaz badanalı evin çivit mavisi renklerdeki kapı ve pencereleri  bugün hala aklımda.

Çivit mavisi o zamanlar estetikten ziyade çokça bulunan haşerenin eve girmesini engellemek içindi. Evin giriş kapısının hemen yanında tahta bir divan önünde tahta bir masa bulunurdu, yemek ve ekmek pişirmek için kullanılan, mutfak duvarına bitişik dışarı ocaklığı  masanın hemen yanı başındaydı.  Anacığım beş çocuğun karnını doyurmak için zamanın  çoğunu dışarıda ve içerine bulunan bu ocaklıkların başında geçirirdi.  

Evimiz girişte büyük bir salon , sağ tarafta bir mutfak, salonun arka tarafında da iki yatak odasından ibaretti. Biz kardeşlerimle birlikte bir odada yan yana serilen yataklarda yatardık. Evin en büyük çocuğu Hatice ablam annemin işlerine yardımcı olmaya çalışır bizim eksik gediğimizle ilgilenir bu koşuşturmadan zaman kalırsa da Can amcanın verdiği kitaplarla hep içinde kalan okuma özlemini gidermeye çalışırdı. Bizlere de yatmadan önce kitaplar okur, okuma aşkını bizlere aktarmak isterdi.

Babam ve annem geçimimizi sağlamak için her sabah gün ağarmadan tarlaya tütüne pamuğa giderdi, kahvaltıyı hazırlamak bizleri yedirip içirmek, okula giden ben, erkek kardeşlerim Ramazan ve Mustafa'yı okula gönderme işi ablama kalırdı. En küçüğümüz Teslime, ablamın önünde arkasında dolaşır onu annesi gibi bilir tüm gün keyifle oradan ora koşturur eve geldiğimizde de bizim neşe kaynağımız olurdu.

Her gün bir birinin aynı çocukluk umursamazlığı ile geçiyor hiç büyümeyecekmiş gibi yaşıyorduk.

Bir gün yanlış hatırlamıyorsan sıcak bir yaz günü tütün zamanıydı , Sabri amcanın hemen yanımızdaki derme çatma iki göz evine tarlalarını işlemek için ortakçı bir aile geldi .

O gün, o yaz sıcağında kan ter içinde sokakta top oynuyorduk, ağır adımlarla en az bizim kadar terli atın gelip sokağın ortasında durmasıyla oyunun bozulmasına keyfimiz kaçtı .

Arabadan inerek evin önünde duran uzun ince hafif kamburu çıkmış babamla aynı yaşlarda diye bileceğim esmer tenli bir adam çocuklar Sabri ağanın evi burası mı dedi.

Gurubun en büyüğü olan ben atılarak evet amca burası dedim. 

Hadi davranın geldik dedi at arabasının arkasındaki karısı ve iki kızına. Ben bulunduğum yerden kafamı yana doğru çevirerek meraklı gözlerle arabanın arkasını görmeye çalışıyordum.

Onu ilk gördüğüm  an çocukluktan çıktığım andı, omuzlarına dökülen pırıl pırıl ışıldayan kestane rengi  saçları, şaşkın meraklı gözlerle etrafa bakışı o mahcup tebessümü öylece yerime çakılmama hareketsiz kalmama neden olmuştu.

Arkadaşlarımın Hasan, Hasan diye bağırmalarını üçüncü defasında duyabildim, hadi gidelim kahvenin oraya soluklanalım eşyalar inene kadar dinleriz dediklerini hayal meyal duyabildim. 

Gözlerimi  ayırmadan baktığımı gören Babası kızım Güneş hadi çabuk anana yardım et eşyaları taşıyalım diye tekrar seslendi. 

Artık ismini de biliyordum GÜNEŞ, bir isim sahibine bu kadar çok mu yakışırdı,

Tamam baba deyip aldığı döşekle arabanın öbür tarafından içeri girdi, bende öylece sokağın ortasında kala kaldım.

Ağır adımlarla ismini tekrar ede ede kahveye doğru yürümeye başladım.

Sonra bir ara duraksadım ne oluyor bana dedim, okulda da kızlar vardı ama hiç böyle bir şey olmadı bugüne kadar diye geçirdim aklımdan.

Günler geçti yeni komşularımızla Annem, Babam ahbaplığı arttırdı köye alışmaları için ellerinden gelen yardımı yapıyor zaten Sabri amca ile de tarlalarımızın yan yana olmasından ötürü zamanlarının çoğunu birlikte geçiriyorlardı. Ablam Hatice ile Güneşin ablası  Sabiha da iyi arkadaş olup bize gelir gider olmuşlardı.

Kitabın yüzüne bakmayan ben tarlaya çalışmaya gitmemek için ders çalışmam gerek ödevim var gibi  türlü bahanelerle evde kalıyor etraflarında dolanıyordum.  Bu durum ne kadar böyle devam etti bilmiyorum, bir gün ablam sırıta sırıta annemlere öğle yemeği gidecek Güneş'le götürün deyince kalbim yerinden çıkacak gibi oldu.

Yemeklerin hazırlanmasını beklerken zaman durmuş, kalbimse ha durdu ha duracak gibiydi. Güneş'in hadi Hasan gidiyoruz diye seslenişini duyduktan sonra yerimden zar zor kalkarak yanına gidip ablamın hazırladığı çıkını alabildim.

Kapıdan çıkıp tarlanın oraya kadar ikimiz de gözü yerde tek kelime etmeden yürüdük. Zaman kavramı ortadan kalkmış gibiydi hiç olmadığı kadar yavaş mıydı yoksa hiç olmadığı kadar hızlımıydı bilmiyorum sadece vardığımızı ve geri aynı şeklide geri geldiğimizi biliyorum.

Anamın Babamın ablama iletmem için söylediği şeyleri duymadığımı bu sebepten de  akşam babamdan bi güzel fırça yediğimi hatırlıyorum.

Hafta sonlarını dört gözle bekler olmuştum, Ablam yemek hazırlayacak Güneşle biz öğle yemeklerini tarlaya götürecektik. Her hafta için bu hafta konuşacağım diye diye tam dört hafta geçmişti. 

En sonunda bir gün seksizliği Hasan diyerek Güneş bozdu ikinci Hasan demesinde buyur diyebildim.

Sen kitap okumayı biliyor musun? dedi mahbup utangaç bir ses tonuyla. Biliyorum tabi dedim. Biraz böbürlenerek ama sonra pişman oldum neden böyle dedim ki, Güneş okula gitmiyordu. Ailesinin maddi durumu oldukça kötü olduğu için ne ablası ne Güneş okula gidememişlerdi.

Sonra yaptığım hatadan utanarak daha sessiz bir şekilde evet biliyorum dedim ,neden sordun?

Neler anlatıyorlar kitaplarda dedi. Uzunca bir sessizlikten sonra işte dersler matematik Türkçe filan dedim.  Ablan romanlardan bahsediyor içinde türlü türlü hikayeler olurmuş dedi.  Evet romanlar da var ama ben pek okumam ablam anlatır ondada uykuya dalarım pek bir şey anlamam dedim.

Keşke benim ablamda bana okusaydı dinleseydim dedi. Durdum ben okur yolda sana anlatırım istersen dedim heyecanla. Anlatır mısın gerçekten dedi anlatırım tabi dedim. 

Sustuk hiç konuşmadan tarlaya vardık ve yine dönüşte tek kelime etmeden eve geldik.

İlk işim ablama koşmak oldu, abla bana bir kitap ver okuyacağım dedim. Ablam hayırdır başına güneş mi geçti dedi gülerek, iyiyim bir şeyim yok kitap ver okuyacağım dedim tekrar. Gitti yatağının yanında duran kitaplardan birini seçip verdi.  Dikkat et kitaba bir şey olmasın Can amcaya geri vereceğim dedi.

Tamam dedim kitaba baktım İnce Mehmet  yazan koca kitap ben bunu nasıl okuyacağım diye düşündüm, söz verdim okuyacağım dedim sonra kendi kendime.

Bir hafta sonunda kitabı bitirdim artık tüm yol boyunca konuşabilir okuduğum her şeyi anlatabilirdim.

Cumartesi sabah uyku tutmadı erkenden kalktım sürekli aklımda nasıl  anlatacağımı tasarlıyordum ileri geri gittiğimi gören babam hadi yürü tarlaya gidiyoruz dedi. Kem küm ders desem de çok içimiz var yürü diye azarlayarak beni yola düşürdü. Çalışıyorduk ama benim aklımdan şimdi ne yapacağım diye türlü düşünceler geçiyordu.

Öğle saatine doğru açlıktan ölüyorum ablam gelemez Ramazan zaten gelmez ben gidip yemeği getireyim diye bir çırpıda yola koyuldum. Babam arkamdan bir şeyler söylense de ben çoktan yola çıkmıştım. Biraz uzaklaşınca başladım koşmaya biran önce eve varmalıyım diye hiç durmadan koştum. Kan ter içinde eve vardığımda ablam bu halin ne bu sıcakta böyle koşulur mu diye bana çıkıştı. Yemek hazır mı yemeği almaya geldim, Güneşe söyle hazırsa gidelim dedim. 

Ablamın seslenmesi ile Güneşin yola çıkması bir oldu, hazırım gidelim dedi, yola koyulduk.

Anlatacak mısın dedi, anlatacağım dedim ve başladım bütün romanı hızlıca nefes almadan her şeyiyle anlatmaya, yol bitmeden  bende romanı anlatmayı bittirdim.

Bizim hikayemize benziyor dedi sanki ağlamaklı olmuştu. Çok sağ ol diyebildi zar zor. Sen istersen ben hep anlatırım dedim, isterim dedi.

İşte böylece ben  kitap okur ve Güneşe her fırsatta okuduklarımı anlatır oldum.

Artık aramızda ikimizin de bildiği bir bağ vardı,  Can amcanın yanına gidiyor kitaplar alıyordum okuyor daha anlamlı olsun diye özetler çıkarıyordum.

Annem, babam, ablam benim durumumu görüyor benimle gurur duyuyor Can amcayla vakit geçirmeme ses etmiyorlardı.  Artık yemek götürmek dışında doğru düzgün bahçeye gitmez olmuştum.

Ne kadar böyle devam etti hatırlamıyorum,  hafta sonu öğle saati hazırlanıp Güneşi beklemeye başladım abla geç kaldık seslensene diye ablamı sıkıştırdım ablam birkaç defa seslendi ama cevap veren olmayınca yan tarafa gitti. Geri geldiğinde telaşlı bir hali vardı.

Koş tarlaya bizimkileri çağır Güneş bayılmış öylece hareketsiz yatıyor dedi. Kalbim yerinden söküldü dona kaldım koş diye bağırdı. Ben Can amcaya sesleneceğim dedi  ablam.

Tarlaya nasıl koştum nasıl vardım hiç hatırlamıyorum bizimkilere Güneş bayılmış öylece yatıyormuş çabuk  eve gelin diye bağırmamla geri dönmem bir oldu. Ben önde onlar arkada eve geri geldik.

Biz geldiğimizde Can amca Orhan amca eve gelmiş Güneşin başında bekliyorlardı.

Araba çağırdık bu kızı Muğla'ya hastaneye götürmek gerek dediler. Arabada biraz sonra çıkıp geldi, Güneş'i arka koltuğa gözlerinden sessizce yaşlar dökülen anasının kucağına yatırdılar yanına babası önde Muhtar Orhan  amca hastane yoluna koyuldular.

Öylece baka kaldım giden arabanın arkasından, aklımda bin bir düşünce içimde fırtınalar ne olur ona bir şey olmasın diye yalvardım tanrıya, ne olur, ona bir şey olmasın. Ağlamalıydım ama burada bu kadar insanın içinde sana ne oluyor demsinler diye çıktım tarla yoluna.

Hem ağladım hem bu hafta için hazırladığım kitabı sanki yanımda yürüyormuş gibi anlattım Güneş'e tüm detayları ile sanki dönüp bana bakacak böyle mi olmuş diyecek diye hep bakıp durdum sol yanıma. Eve döndüğümde akşam olmak üzereydi demir kapıdan içeri girmemle Babam oturduğu divandan  kalkıp oğlum nerdesin sen diye selendi.

Geldim baba biraz yürüdüm, Güneş'ten  bir haber var mı dedim.  Yok dedi.

Yarın muhtar gelir ne olduğunu öğreniriz dedi anlamıştı, ne halde olduğumu başkada birşey söylemedi  bende gittim yattım.

Bütün gece onunla yürüdük bende ona hikayeler anlattım, o dinledi.

Bir ara uyumuşum karşımda bembeyaz bir elbisenin içinde öylece Güneşi kıskandırır bir ışıltıyla duruyordu.

Hasan dedi benim gitmem gerek.

Nereye gitmen gerek. Hayır olmaz ben senin için hikayeler biriktiriyorum, gidemezsin sen gidersen hikayelerin boynu bükük kalacak.

Bugünkü kitabı beğenmedin mi.

Evet çok beğendim ama beni çağırıyorlar.

Ağlamaya başladım hayır olmaz ben senin için daha çok kitap okuyacağım ,söyle ne olur söyle beni Hasan bekler de gitme diye ağlayarak uyandım.

Ağlamama uyanan ablam yanıma geldi, bana sarıldı iyi olacak korkma Hasanım dedi. Öylece sabahı ettik.

Saatler geçmiyor sanki tüm Datça'nın üzerine bir sessizlik çökmüş kuşların bile sesi çıkmıyordu. Öğleyi biraz geçerle birlikte bir araba çıktı geldi Muhtar Orhan amcanın kahvesinin önüne Orhan amcanın arabadan inmesini beklemeden koştum amca Güneş nasıl dedim.

Orhan amca arabadan yavaşça indi  yorgunluğu yüzünden okunuyordu. Dün gece iyice fenalaştı doktorlar umudu kesmişlerdi ama ne oldu sabaha kendine geldi gözünü açtı. Bir kaç gün daha hastanede kalacak dedi.

İki gün nasıl geçti bilmiyorum yerle gök arasında dolaştım durdum. Her gece onunla yürüyüşe çıkıyor gündüzden okuduğum hikayeleri ona anlatıyordum.

İki gün sonra geldiğinde bir birimizi yıllardır arıyormuş ve kavuşmuş gibi gözlerimiz bir birine kavuştu, belki beş on saniyelik bir andı ama yıllar sonra hala o anı bu gün gibi hatırlıyorum.

Eve geçtiler akşam Güneş'in babası Hasan diye bana seslendi oğlum gel Güneş seni görmek istiyor dedi. Yüreğim elimde yatağının başına vardığımda sağ olasın dedi.

Ne için dedim

Beni hiç yalnız bırakmadın o gün tarla yolunda anlattığın Hasan boğuldu hikayesi çok güzeldi dedi. Sonra yine seni gördüm gitme diye ağlıyordun. Hasanı bırakamam gelmeyeceğim dedim.

İşte şimdi buradayım.

İkimizin de gözünden yaşlar süzüldü.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Islak çoraplar

Martı