Islak çoraplar

 

ISLAK ÇORAPLAR

Küçük Değişikliklerin Büyük Hikayesi


İÇİNDEKİLER

Bölüm 1: Islak Çoraplar
Bölüm 2: İlk Adım
Bölüm 3: Rüzgarın Getirdikleri
Bölüm 4: Kuru Çoraplar
Bölüm 5: Dans Dersleri
Bölüm 6: Fark Etmek
Bölüm 7: Reyşan Teyze'nin Gözleri
Bölüm 8: Düş Kırıklığı
Bölüm 9: Yeniden Örmek
Bölüm 10: Kendi Ritmin


BÖLÜM 1: ISLAK ÇORAPLAR

16 Kasım 2020

Islak çorapları eline aldı hala kurumamışlar diye mırıldandı, çorapları tek oda evinin kendisinin ve çamaşır makinesinin anca sığdığı balkonundaki tellere geri astı. Odaya geri döndüğünde etrafa atılmış çamaşırların içerisinde kuru bir çorap bulabilir miyim diye çamaşır yığınlarını karıştırdı, eski ahşap elbise dolabını zorla açılan çekmecelerini karıştırdı yok bir tane bile çorap yoktu.

Kafasını kaldırdı mutfak tezgahının üzerindeki bulaşık yığınını ve yemek masasının üzerindeki kitap yığınını gördü içi daraldı derin bir nefes aldı, odadaki rutubet, yemek ve sigara kokusu ciğerlerine doldu. Biraz önce içini kaplayan mutluluk duygusu bir anda uçup gitmişti.

Kendisini kapana kısılmış gibi hissetti, bu odaya ne zaman girse aynı duyguyu yaşıyor hep biran önce buradan kurtulmalıyım diye düşünüyordu.

Oysa bugün farklı olacaktı, hayatına değişiklik katmak için başladığı dans kursunda tanıştığı Eylem ile buluşacak deniz kıyısında yürüyüş yapacak belki bir yerde bir şeyler içeceklerdi. Uzun zamandır bu günü bekliyordu. Daha zamanım var havada güneşli o zamana kadar kururlar olmadı nemli giyerim diye düşündü.

Saat yaklaştığında koyu mavi kot pantolonunu siyah tişörtünü ve üzerine açık toprak rengi gömleğini giyerek aynada kendisine baktı yüzüne bir gülümseme yayıldı bugün güzel bir gün diye mırıldandı gülümsemesini kalıcı hale getirmeye çalıştı. Balkona gitti çoraplarını aldı hala biraz nemliydi, olsun yapacak bir şey yok deyip çoraplarını giydi.

Alt katta yaşayan ev sahibine yakalanmadan çıkayım diye düşünerek yavaşça kapıyı kapattı, merdivenden aşağıya inerken ev sahibi ile karşı karşıya geldiler.

Soluk beyaz tenli, çökük yüzlü ev sahibi, özensiz giysileri ile karşısında duruyordu yağlı saçlarını yanağından çekerken kirayı geciktirdin dedi. Ağzına büyük gelen takma dişleri ile tuhaflaşan konuşması onu hep korkuturdu.

Reyşan teyze bu hafta halledeceğim henüz maaşımı alamadım diyerek yanından geçmeye çalıştı, yaşlı kadın ters ters bir müddet yüzüne baktıktan sonra geçmesine müsaade etti.

Saat 17:30 gibi Çalış'ta işletmelerin önündeki yolda buluşmayı kararlaştırmışlardı daha doğrusu bunu o istemişti gün batımının ilk buluşma için etkileyici olacağını düşünüyordu. Geç kalmamak için biraz erken gelmişti, denize bakar şekilde oturdu böylece onun gelişini görebilecekti. Beklerken gelen geçen insanlara bakıyor yüzlerindeki mutluluk onunda yüzünde bir gülümsemeye sebep oluyordu, temiz havayı içine çekti ve bugün güzel bir gün diye düşündü.

Bir müddet bu şekilde etrafı izledikten sonra karşı yolun köşesinde minibüsün camından Eylem'in inmek için beklediğini gördü.

Minibüs gittiğinde mavi kot pantolonu beyaz tişörtü ve çantasına asılmış yeşil hırkası ile Eylem'i net olarak görebiliyordu.

Ona doğru yürürken rüzgarda savrulan saçlarını, gamzeli güzel gülümsemesini saatlerce izleyebilirdi.

İyice yaklaştığında ayağa kalktı el salladı Eylem onu görmüş ona doğru yürümeye başlamıştı karşı karşıya durduklarında bir birlerine gülümsediler.

Ve yeni bir hikaye başladı.


BÖLÜM 2: İLK ADIM

Eylem'in "Merhaba" dediği anda ayağındaki çorapların nemli oluşunu unuttu. Onun sesinde bir sıcaklık vardı, tıpkı dans kursunda ilk kez "Sen de gelsene" dediği gün gibi.

"Çok güzel bir yer seçmişsin," dedi Eylem, denize bakarak. "Burayı hiç görmemiştim."

O da denize döndü. Gerçekten de güzeldi burası. Neden daha önce fark etmemişti? Hep acele ile geçip gitmişti bu yoldan, hep başka yerlere yetişmeye çalışarak.

"Yürüyelim mi?" diye sordu Eylem.

İlk adımı attığında ayakkabısının içindeki nemli çorap ayağına yapıştı. Hoş olmayan bir his ama Eylem'le yan yana yürümek bu küçük rahatsızlığı unutturuyordu.

"Dans kursuna nasıl karar vermiştin?" diye sordu Eylem.

Bu soruya hazırlıklı değildi. Gerçeği söyleyebilir miydi? Hayatının monotonluğundan kurtulmak için, o dar odanın dışında nefes alabilmek için başladığını?

"Değişiklik istemiştim galiba," dedi basitçe.

Eylem başını salladı anlayışla. "Ben de öyle. Aslında hep dans etmek istemiştim ama..."

"Ama?"

"Geç kaldığımı düşünüyordum. 28 yaşında dans öğrenmeye başlamak..."

28 yaşında. O da 30'una yaklaşıyordu. Belki gerçekten de geç değildi hiçbir şey için.

Sahil boyunca yürürken işletmelerin önündeki yolda rahat adımlarla ilerliyorlardı. Sağlarında mavi deniz, sollarında renkli şemsiyeler ve masalar... Normal şartlarda bu kalabalık onu rahatsız ederdi ama bugün farklıydı. Eylem bir şeyler anlatıyor, o dinliyordu. Ne zaman bu kadar rahat dinlemişti birini?

"Çorapların ıslak mı?" diye sordu Eylem birden.

Yüzü kızardı. "Nasıl anladın?"

"Yürüyüşünden belli oluyor. Ben de sabah aynı durumda kalmıştım, çamaşır makinesi bozulmuştu."

Güldüler ikisi de. İlk kez ıslak çoraplar utanç verici değil, komik geliyordu.


BÖLÜM 3: RÜZGARIN GETİRDİKLERİ

Üç hafta geçmişti o ilk buluşmadan. Dans kursunda artık Eylem'in yanında duruyordu. Öğretmen Selin hanım "İkiniz çok uyumlusunuz" demişti geçen hafta.

Ama ev hala aynı evdi. Çoraplar hala aynı hızda kuruyordu balkonda. Reyşan teyze hala aynı bakışlarla bakıyordu ona.

"Bu sefer gerçekten son uyarım," demişti dün. "Hafta sonuna kadar kira yoksa çıkacaksın."

Eylem'e bu durumu nasıl anlatacaktı? Onunla konuşurken kendini farklı hissediyordu, sanki başka biriydi. Ama gerçek hayata döndüğünde...

Cep telefonu çaldı. Eylem'di.

"Bugün müsait misin? Bir teklif var."

"Nasıl bir teklif?"

"Sürpriz. Saat 14:00'te Paspatur'da buluşalım mı?"

Paspatur... Orası turistik bir yerdi. Pahalı. "Ben... bugün biraz..."

"Merak etme, benden. Sadece gel yeter."

Telefonu kapattıktan sonra dolaba baktı. Temiz çorap vardı nihayet. Küçük bir zafer gibi geldi bu.

Paspatur'daki dar sokakları gezerken Eylem ona eski Fethiye'yi anlatıyordu. Ne kadar çok şey biliyordu. O ise sadece dinliyordu.

"İşte burası," dedi Eylem, küçük bir sanat atölyesinin önünde durarak.

"Ne burası?"

"Seramik atölyesi. Kurs veriyorlar. Düşündüm ki, dans etmeyi öğreniyoruz, belki başka şeyler de öğrenebiliriz."

İçeri girdiklerinde toprak kokusu geldi burnuna. Temiz, doğal bir koku. Odadaki rutubetten çok farklı.

"Çömlek yapmak ister misiniz?" diye sordu atölye sahibi.

Elleri kile değdiğinde tuhaf bir his yaşadı. Toprak soğuktu ama elleri arasında şekil almaya başladığında ısındı. İlk kez bir şey yaratıyordu ellerini kullanarak.

"Çok yeteneklisin," dedi Eylem. "Bak benim ki tamamen çarpık oldu."

Kendi çömleğine baktı. Gerçekten de fena değildi. Çarpık ama kendisinin yaptığı bir şeydi.

"Bu çömleği evinde kullanabilirsin," dedi atölye sahibi. "İki hafta sonra hazır olur."

Evinde. O küçük, dağınık odada bu çömleke ne yapacaktı?

Ama bir şey değişmişti içinde. Belki de o çömlek, o odayı değiştirmenin ilk adımı olabilirdi.


BÖLÜM 4: KURU ÇORAPLAR

Çömlek hazır olduğunda gidip almaya gitti. Eylem o gün meşguldü, tek başına gitmişti atölyeye.

"Çok güzel olmuş," dedi atölye sahibi, çömleği ona uzatırken. "İlk eseriniz mi?"

"Evet. Ve galiba son."

"Neden? Yeteneğiniz var. Devam etmelisiniz."

Eve dönerken çömleği kollarında taşıdı. Ağırdı ama güzeldi. İlk kez evine bir şey götürüyordu, bir şey ekleyeceği için heyecanlıydı.

Odanın kapısını açtığında her zamanki manzarayla karşılaştı. Dağınık çamaşırlar, kirli bulaşıklar, havada asılı duran çoraplar.

Çömleği masanın üzerine koydu. Kitapların arasında öylece duruyordu, farklı ve temiz.

O akşam ilk kez uzun zamandır odayı düzenleme isteği duydu. Çamaşırları topladı, bulaşıkları yıkadı. Çömleği mutfak tezgahına koydu, içine su doldurup çiçek koymayı düşündü.

Ertesi sabah balkona çıktığında çorapları kontrol etti. Kupkuru olmuşlardı. İlk kez ıslak çorap giymek zorunda kalmayacaktı.

Dans kursunda Eylem "Bugün çok neşelisin" demişti.

"Çoraplarım kuru," demişti gülerek.

"Ne?"

"Hiç, önemli değil."

Ama önemliydi. O küçük değişiklik, sabahına başka türlü başlamasına neden olmuştu. Reyşan teyze ile karşılaştığında bile daha az gerginmişti.

"Kira?" demişti yaşlı kadın.

"Yarın getireceğim," demişti. Ve bu kez yalan söylemiyordu. Maaşı çıkmıştı nihayet.


BÖLÜM 5: DANS DERSLERİ

"Bugün partner değiştireceğiz," dedi Selin hanım. "Herkes farklı biriyle dans edecek."

Panic hissetti. Eylem'den başka biriyle dans etmek istemiyordu. Ama kurallar kurallardı.

Fatma hanımla eşleşti. Yaşlı, tecrübeli bir kadındı. İlk adımları atarken ayağına bastı.

"Özür dilerim Fatma hanım."

"Önemli değil oğlum. Gergin olmasaydın olmazdı. Dans ederken gerginlik düşman, gevşeklik dost."

Gevşemeye çalıştı. Fatma hanım haklıydı, vücudu gergin olduğunda adımları da yanlış atıyordu.

"İyi şimdi. Bak, dans etmek sadece adımları bilmek değil. İçindeki müziği bulmak. Sen müziği duyuyor musun?"

Müziği dinlemeye çalıştı. Evet, vardı. Sadece ritmi değil, melodiyi de duyabiliyordu.

"Şimdi müzikle birlikte hareket et. Adımları unutma, sadece müziği hisset."

Yapmaya çalıştı. Ve bir anda farklı hissetti kendini. Sanki vücudu müziğin bir parçası olmuştu.

"Aferin oğlum. İşte bu dans etmek."

Ders bittiğinde Eylem yanına geldi. "Çok güzel dans ediyordun Fatma hanımla."

"Gerçekten mi?"

"Evet. Sanki değişik bir halindeydin."

Değişik mi? Belki de gerçekten değişiyordu. Küçük küçük ama değişiyordu.

O akşam evde çömleğine baktı. İçine koyduğu yapma çiçek solmuştu. Çöpe attı çiçeği, çömleği boş bıraktı. Boş hali daha güzeldi aslında.

Balkona çıktı. Çorapları kurumuştu yine. Düzenli olarak çorap yıkamaya başladığından beri hep kuru çorapları oluyordu.

Rüzgar saçlarını dağıttı. Dans kursundaki müziği hatırladı. Belki burada da duyabilirdi o müziği.

Gözlerini kapattı, dinlemeye çalıştı. Vardı işte. Şehrin sesi, rüzgarın sesi, kendi nefesinin sesi. Hepsi bir arada, bir müzik gibiydi.

İlk kez o küçük balkonda dans etti. Yavaş yavaş, kimse görmüyordu. Sadece kendisi ve müzik.


BÖLÜM 6: FARK ETMEK

"Seninle konuşmak istiyorum," dedi Eylem, dans kursundan sonra.

Kafede oturdular. Eylem kahvesini karıştırırken "Bir şey fark ettim" dedi.

"Neyi?"

"Hep senin yaşamın hakkında konuşuyoruz. Ben anlatıyorum, sen dinliyorsun. Ama sen hiç kendinden bahsetmiyorsun."

Doğruydu. Ne söyleyebilirdi ki? O dar odada geçen günlerini, kira derdini, Reyşan teyze'nin bakışlarını mı anlatacaktı?

"Anlatabileceğim çok şey yok," dedi.

"Herkesin anlatacak bir hikayesi vardır. Sen sadece anlatmaya çekiniyorsun."

"Ya sıkıcı gelirse?"

"Bana sıkıcı gelmez. Çünkü senin hikayen."

O akşam eve dönerken Eylem'in sözlerini düşündü. Gerçekten de hep o anlatıyor, kendisi dinliyordu. Ama ne anlatacaktı?

Odaya girdiğinde fark etti. Son haftalarda odası değişmişti. Hala küçük ve nemli ama daha düzenliydi. Çömlek köşede duruyordu, etrafı toplu tutmaya çalışıyordu.

Belki de anlatacak hikayesi vardı. Belki de o hikaye şu anda yazılmaya başlıyordu.

Ertesi gün Eylem'i aradı. "Bugün benim evime gelir misin?"

"Tabii. Nerede oturuyorsun?"

Adresini verirken utandı. Fakir bir mahallede, eski bir binada oturduğunu söylemek...

"Tamam, gelirim. Saat kaçta?"

"İstediğin zaman."

Eylem geldiğinde oda temizdi. Çömlek masanın ortasında duruyordu, çoraplar balkonda düzenli bir şekilde asılıydı.

"Çok sevimli bir yer," dedi Eylem içeri girerken.

"Küçük ama..."

"Küçük olması önemli değil. Burası senin yerin. Ve çok temiz, düzenli."

Çay içerken "Bu çömlek çok güzel" dedi Eylem. "Sen mi yaptın?"

"Evet. Hatırlıyor musun, seramik atölyesinde?"

"Tabii hatırlıyorum. Ama evinde durması farklı bir şey. Sanki buranın ruhunu değiştirmiş."

Ruhunu değiştirmiş mi? Belki de öyleydi. O çömlek, değişimin başlangıcı olmuştu.

"Biliyorsun," dedi Eylem, "buraya gelene kadar seni çok gizemli buluyordum. Ama şimdi anlıyorum. Sen sadece mütevazısın."

Gizemli mi? Kendini hiç öyle hissetmemişti.

"Aslında," dedi, "senin dediğin doğru. Benim de anlatacak hikayelerim var. Sadece fark etmemiştim."


BÖLÜM 7: REYŞAN TEYZE'NİN GÖZLERİ

Eylem gittikten sonra aşağıya indi. Reyşan teyze bahçede çamaşır asıyordu.

"Reyşan teyze."

Yaşlı kadın döndü, her zamanki sert bakışlarıyla baktı ona.

"Kira zamanında geldi bu ay," dedi. "Şaşırdım doğrusu."

"Bundan sonra da zamanında gelecek."

"Göreceğiz."

Bir süre sessizce durdular. Reyşan teyze çamaşırları asma eline devam etti.

"Teyze," dedi birden, "size yardım edeyim mi?"

Yaşlı kadın elindeki çamaşırı bıraktı, ona baktı. Gözlerinde ilk kez sertlik yerine şaşkınlık vardı.

"Sen mi? Niye?"

"Bilmiyorum. İstiyorum işte."

Reyşan teyze bir süre düşündü. Sonra "Tamam" dedi, "şu çarşafları as bakalım."

Yan yana çamaşır asarken "Yukarıda misafirin vardı" dedi Reyşan teyze.

"Evet. Arkadaşım geldi."

"Kız arkadaşın mı?"

"Arkadaşım."

"Güzel kız. Ses seda etmedi, terbiyeli."

Bu övgüyü beklemiyordu.

"Teyze, siz hep yalnız mısınız?"

"Eski kocam öldü beş sene oldu. Çocuklarım başka şehirde."

"Yalnızlık zor olmuyor mu?"

"Alışırsın. Sen de yalnızsın yukarıda."

"Artık o kadar yalnız değilim sanırım."

Reyşan teyze ona baktı. Gözlerinde farklı bir ifade vardı. Daha yumuşak.

"İyi. Yalnızlık insana zarar verir uzun vadede."

O akşam yukarıya çıkarken Reyşan teyze "Yarın da gel yardım et" demişti.

Odaya girdiğinde her şey aynıydı ama farklı hissettiriyordu. Sanki duvarlar biraz daha genişlemişti.

Çömleğin yanına oturdu. İçine ne koysa güzel olurdu? Çiçek değil, başka bir şey.

Sonra aklına geldi. Balkondaki çorapları topladı, çömleğin içine koydu. Garip görünüyordu ama bir anlamı vardı. Islak çoraplarla başlayan hikayede, kuru çoraplar çömleğin içinde duruyordu artık.


BÖLÜM 8: DÜŞ KIRIKLIĞI

İki ay sonra Eylem dans kursuna gelmedi. Bir hafta, iki hafta... Telefonlarına cevap vermiyordu.

Selin hanım "Ailesel bir durumu varmış, bir süre gelemeyecek" demişti.

Tek başına dans etmek zordu. Fatma hanımla eşleşti yine, ama Eylem'in yokluğu her şeyi farklı kılıyordu.

"Niye üzgünsün oğlum?" diye sordu Fatma hanım ders arası.

"Arkadaşım gelmiyor."

"Eylem kızı diyorsun. Evet, o güzel dans ederdi. Ama sen de dans edebiliyorsun. Ona bağımlı değilsin."

Bağımlı mıydı? Belki de öyleydi. Eylem olmadan hayatı eskisi gibi anlamsız gelmeye başlamıştı.

Üç hafta sonra Eylem aradı.

"Özür dilerim. Babam hastaneye kaldırılmış, İstanbul'a gitmem gerekti."

"Nasıl şimdi?"

"İyileşiyor. Ama... bir şey söylemem lazım."

Sesi farklıydı. Soğuk, uzak.

"Ne?"

"İstanbul'da kalacağım. İş buldum burada. Dönmeyeceğim."

Dünya döndü sanki. "Ne zaman karar verdin?"

"Burada olmam gerektiğini anladım. Fethiye benim için geçiciydi zaten."

Geçici. O kadar paylaştıkları, yaşadıkları... Hepsi geçici miydi?

"Ben... anlıyorum."

"Sen çok iyi bir insansın. Mutlu olacaksın."

"Eylem..."

"Hoşça kal."

Telefon kapandı.

O akşam eve döndüğünde oda aynı oda gibiydi ama her şey değişmişti. Çömlek hala masada duruyordu, çoraplar hala içindeydi. Ama artık anlamsız geliyordu bu düzen.

Çömleği aldı, içindeki çorapları çıkardı. Çömleği balkona fırlattı. Paramparça oldu aşağıda.

Reyşan teyze bahçeden bağırdı: "Ne oluyor orada?"

"Bir şey kırıldı teyze. Temizleyeceğim."

"Dikkat et kendine."

Aşağıya indi, çömleğin parçalarını topladı. Her parça elini kesiyordu sanki.

"Ne oldu?" diye sordu Reyşan teyze.

"Hiç. Sadece... hiç."

Yaşlı kadın ona baktı. "İçeri gel, çay koy."

"Gerek yok teyze."

"Gel dedim."

Reyşan teyze'nin evine ilk kez giriyordu. Küçük ama sıcaktı. Duvarda eski fotoğraflar vardı.

"Otur şuraya."

Çay içerken "Arkadaşın gitti mi?" diye sordu Reyşan teyze.

"Nasıl anladınız?"

"Gözlerinden belli. Aşık mıydın?"

"Bilmiyorum. Belki."

"Sevda acısı en çok ilk başta yakar. Sonra geçer."

"Geçer mi?"

"Geçer. Ama bir şey öğretir. Kendini tanımayı öğretir."

O gece yukarıya çıkarken odanın daha küçük geldiğini fark etti. Eylem'siz hayatı düşününce, eski günleri hatırladı. Çömlekten önceki günleri, dans kursundan önceki günleri.

Belki de hiçbir şey değişmemişti. Belki de sadece hayal kurmuştu.


BÖLÜM 9: YENİDEN ÖRMEK

Dans kursuna gitmeyi bıraktı. Ne anlamı vardı artık?

İki hafta evden çıkmadı, işten eve, evden işe. Eski rutini.

Çamaşırlar yine yığılmaya başladı. Çoraplar yine ıslak asılı kaldı balkonda.

Bir sabah Reyşan teyze kapısını çaldı.

"Aç şu kapıyı."

"Ne oldu teyze?"

"Postacı geldi, sana paket var. Ama yukarıya çıkamam, dizim ağrıyor."

Paketi aldı. Gönderen adresi İstanbul'du. Eylem'den.

İçinde küçük bir not vardı: "Özür dilerim. Bu sana ait."

Paketi açtığında bir çömlek çıktı. Kendisinin yaptığının aynısı gibiydi ama daha güzel, daha düzgün.

Notu okudu: "Seramik atölyesinden aldım. Seninkine çok benziyordu. Umarım kırmazsın bunu."

Çömleği eline aldı. Soğuktu ama güzeldi.

O akşam Reyşan teyze'nin kapısını çaldı.

"Teyze, size bir şey sormak istiyorum."

"Sor."

"Bu çömlek güzel mi?"

Yaşlı kadın çömleği eline aldı, inceledi. "Güzel. Kim yaptı?"

"Ben yaptım. Yani... benimki kırıldı, bu onun yerine geldi."

"Aynısını mı yaptın?"

"Hayır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Güneş

Martı